Yıl 3, Sayı 19, Agustos 2009
Bugün:
TechTürk Nedir?   |  Eski Sayılar   |  Yazı Yollamak İstiyorum   |  TSO   |  İletişim   |  Anasayfa

Likya Yolu

Güneşin altında yapılan uzun bir yürüyüş sonrası hedeflediğimiz noktaya ulaşmıştık. Son olarak bir ağaç gölgesinde, tam da Akdeniz’in mavi sularının karşısına çadırımızı kurduk. Mataramıza doldurduğumuz buz gibi Toros kaynak suyundan bir yudum daha aldım. Ve iste o an anladım ki, bu yaptığım en güzel tatil.

Size şimdi Türkiye’nın en uzun, en güzel ve belki de sadece bize gizli kalmış yürüyüş yolunu ve orada yaşadığım hikayeleri anlatmaya çalışacağım. Likya yolu, 600 Kmlik uzunluğuyla Türkiye’nın en uzun yürüyüş parkuru. Fakat sadece bir yürüme yolu olmanın çok ötesinden, 3000 yıllık bir tarihin bekçisi, ve Akdeniz’in en güzel koylarını size gezdiren bir doğa harikası. Bütün bu özellikleriyle, Sunday Times’in dünyanın en iyi 10 hiking parkuru içerisinde Likya Yolu.

 



Likya Uygarlığı MO. 800’lu yıllara dayanan bir uygarlık. Birçokları, sadece bir Yunan uygarlığı olarak düşünse de, Likyalılar tarihte daha derinlere inen, Hititlilerle benzerlikler gösteren çok gelişmiş bir toplum yapısını barındırıyorlardı. Başkenti Xanthos olan bu gelişmiş uygarlık, zamanla deniz ticaretinde çok gelişmis. Anadolu’da uygarlığın ve demokrasinin temel direklerinin bir çoğu Likya damgası taşıyor denebilir. Likyalıklar, Perslerle, Yunanlılarla ve Bizanslılarla ilişkide bulunmuşlar; Türklerin Anadolu’ya gelmesinden kısa bir süre önce de, yağmacı Arap akınları yüzünden, şehirleri ve uygarlıkları yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmis. Fakat günümüze Xanthos, Letoon, Patara, Simena, Myra gibi şehir kalıntıları ve yüzlerce eser bırakarak.

İşte şimdi, beraber yüreyeceğimiz Likya Yolu, bu eski uygarlığın şehirlerini birbirine bağlayan 3000 yıllık bir köprü. Likya Yolu’nun başlangıç noktası Fethiye, Ölüdeniz. Her etap, 5 ila 15 kilometre arasında değişiyor. Özellikle yaz aylarında Likya Yolunu yürümeye karar vermişseniz, sabah çok erken saatlerde yola çıkıp 5-6 saat yürüyüp öğlen olmadan hedefinize varmanızı tavsiye ederim. Akdeniz sıcağı öğlen yürümeniz için büyük bir engel. Benim gittiğim Nisan sonu, ve Mayıs başı ise hem günün her saati yürümeye elverişli, hem de ilkbaharın inanılmaz güzelliklerini yaşamanız için en uygun zaman. Ayrıca parkur, her yıl milyonlarca yabancı turist tarafından geziliyor ve son derece güvenli.

Evet, yol Ölüdeniz’den başlıyor. Biz de ilk günümüze Ölüdeniz’den tırmanış etabıyla başlıyoruz. İlk etap biraz zorlu, fakat hemen sağımızda Ölüdeniz manzarasıyla, tırmandığınızı bile unutacak kadar mesut ilerleyeceğinizden hiç şüphem yok. Bu etabın en yüksek noktası 800 metreye kadar çıkıyor, ve Ölüdeniz’e paraşütle atlayanların bulunduğu tepenin hemen altından geçiyorsunuz. Tabi burada soluklanıp, onlarca paraşütlünün süzülerek Ölüdeniz’e inmelerini seyretmek bütün yorgunluğunuzu alıp götürüyor. Yola devam edip, inişe geçiyorsunuz. Küçük Akdeniz köylerinin içinden geçerken, şapkanızı ve sırt çantanızı görüp “–Hello, hello” , diye bağıran dünya tatlısı çocuklarla karşılaşıp selam vererek yolunuza devam edebilirsiniz. Veya çok yorulduysanız, köylülerin davetini kırmayıp bir çay içebilir, ya da balli kaymaklı güzel bir kahvaltıya misafir olabilirsiniz, benden söylemesi...

İlk etabın sonu Kirme koyu. Burası, evlerinin bir kısmı pansiyona çevrilmiş küçük bir koy. Fakat, hiçbir yere sapmadan 5 dakika daha yürür, ve George House’u bulabilirseniz, hayatınızda daha önce hiç görmediğiniz, var olduğuna çok zor inanabiliceğiniz bir manzara bulacaksınız. İşte burası Kelebekler Vadisı. Yaklaşık 1000 metre yükseklikte, üç tarafı yüksek dağlarla, bir tarafı da masmavi deniz sularıyla çevrili bu vadiden aşağıya bakıyorsunuz, ve gördüklerinize inanamıyorsunuz. Burada çadır kurabilir, veya George House’un uygun fiyatlı barakalarından birini kiralayabilirsiniz. Fakat gitmeden yer ayırtmanızı tavsiye ederim, çünkü İngiliz ve Kanadalı turistlerden yer kalmaması olası.

Sabah da Kelebekler Vadisine inebilir, binlerce kelebeğin içinde koşturup serin akan selaleye kadar yürüyebilirsiniz. Sonra çantanızı sırtınıza alıp tekrar yürüyüşe geçme vakti. Bir sonraki durak Kabak Koyu, fakat yürümek istemezseniz Kelebekler Vadisı’nden Kabak Koyuna günde üç sefer minibüs geçiyor, sabah, öğle ve akşam. Birini yakalamak size çok zaman kazandırabilir.

Kabak Koyu, bir film sahnesini andıracak kadar güzel ve bakir. Buraya araç gelmediği için, sadece yürüyerek vadının içlerine doğru ilerliyorsunuz. Yarım saatlık bir yürüyüş sizleri kamp alanlarına getiriyor. Onlarca Camping var seçebileceğiniz, hepsinin çadır alanları ve ağaçlar üzerinde kurulmuş barakaları var. Fiyat da bir cennette kaldığınızı düşünürseniz çok uygun. Turan Camping bizim seçimimizdi, ve çift kişilik barakaların geceliği de, kahvaltı ve akşam yemeği dahil 50 TL. Likya Yolu’nun bu koylardan geçiyor olması büyük bir şans, ama Kabak’a veya Kelebekler Vadisı’ne sadece buralarda kalmak için gelen çok sayıda insan var. Denizi ve doğası gerçekten yaşanmaya değer.

Üçüncü gün, bir araç vasıtasıyla Patara’ya varabilirsiniz. Yolda antik şehirleri görmek için Xanthos ve Letoon’a da uğramanızı tavsiye ederim. Fakat yolu yürüyorsanız, her köşe başında Likyalılardan kalma bir eser, tiyatro, oyma bir taş görmeniz çok mümkün. Patara, yine tarihin doğa ile buluştuğu nadir noktalardan biri. 13 kmlik uzunluğuyla Türkiye’nın en uzun plajına sahip. Mükemmel denebilicek denizi, ve sahil yolu üzerinde hiç bozulmadan kalmış antik tiyatrosu, hamami, marketi ve kapısıyla, gezerken Likyalıkların ayak seslerinizi duymanız olası. Bu güzelliklere doyamayıp birkaç gün daha geçirmek isteseniz de, yolun ilerleyen kısımlarında sizi nelerin beklediğini merak ediyorsanız, yola devam etmeniz gerekli. Kalan kısımlarda yaşayacağınız maceraları da size bırakıyorum.

Gerçekten Likya Yolu’nu yürümek hayatınızı değiştirecek bir deneyim. Kendinizle, tarihle ve doğayla baş başa zaman geçireceğiniz, saatlerce yürüyüp hiç yorulmayacağınız, her ulaştığınız şehirde hafızanıza kazınan manzaralarla aklınızdan silinmeyecek bir mecare. Eğer fırsatınız olursa, tatil planlarınızı değiştirip, otel odalarında zamanınızı geçirmek yerine zamanın kıvrımları arasında dolaşmanızı yürekten dilerim. Pişman olmayacaksınız.

Hazırlayan: Aytaç Ataç

Yazara yorum yollamak icin...