|
İMZA: Sonsuz hayranınız Kurbağa..."
Kırkayak mektubu alır almaz nasıl dans ettiğini düşünmeye başlamış. Önce hangi ayağını atıyor, sonra hangi ayağını kaldırıyor. Ve sonunda ne olmuş? Kırkayak dans etmeyi bırakmış, artık dans edememiş..
Gelelim benim hikayeme..
Liseden bir arkadaşım bana, üniversitenin son sınıfındaydım o zamanlar ve o arkadaşımla aynı üniversitedeydik, benimle konuşması gerektiğini söylemişti. Beraber bir kafeye gittik ve kafede otururken "sen nasıl böyle olabiliyorsun?" dedi bana. "Dünya'da bir sürü saçma sapan kötü şey olurken sen nasıl sürekli neşeli olabiliyorsun, etrafa gülücükler saçıyorsun?" Devam etmişti sonra "Gerçekten soruyorum ama, ciddiyim, söyle bir sırrı tekniği filan varsa, bilmek istiyorum, ben olamıyorum çünkü ve gerçekten ihtiyacım var".. Cevap verememiştim..Tam anlamıyla beynim boşalmıştı o an..Bilmiyordum..O zamanlar bilmiyorum demek kolaydı hem, şimdiki kadar zor gelmiyordu. Ben de aynen söyle cevap verdim "Bilmiyorum, sadece içimden geliyor.." Üzülmüştüm onun için ve aynı zamanda kafam karışmıştı ama.. Enteresan şekilde onunla geçen o konuşma sonrası bir kaç gün kendime gelemedim.. İçimdeki neşe o konuşmadan sonra söndü sanki..
Bu olanın üstünden çok zaman geçti, yaklaşık 5 sene.. Bugün gene aklıma geldi o konuşma..
Green Mile diye bir film vardı Tom Hanks'in oynadığı..Orda kocaman iri yarı bir mahkum getiriliyordu birgün, suçsuz olmasına rağmen hapishaneye tecavüz suçuyla getirilmişti ve idam edilecekti.. Adamın gardiyana (Tom Hanks'e) söylediği bir söz orda içime işlemişti resmen.. "Dünyada olan bütün kötülükler sanki birer cam kırığı, sürekli batıyor içime.." Arkadaşımın demek istediği şey de sanırım buydu..
Freud'a göre mutlu olmak kural dışı bir durumdur çünkü mutsuz olmak ve acı çekmek bize hem dıştan hem de içten diretilendir ve bu şeyleri kontrol etmek bizim elimizde değildir. Bu mutsuzluk kaynakları sırasıyla kendi vücudumuz, dış dünya ve ilişkilerimizdir..(Civilization and its Discontents'i şiddetle tavsiye ediyorum unutmadan). Yaşlanan ve hastalanan bedenimiz, o olmasa dünyada olup biten kötü olaylar, o da yetmezse günlük ilişkilerimizdeki sorunlarımız, sevdiklerimizden ayrılmamız, sevilenleri kaybetmemiz bizi mutsuz etmek için her zaman yanımızdadır..
Tamamıyle katılıyorum Freud'a..Ne yazık ki bütün yüreğimle katılıyorum..Dünya üstünde mutlu olmak bir mucizedir! Gülmek bir mucizedir!
Bizim insanımız sürekli "hayatımı yazsam roman olur der ya..Doğrudurlar o söylediklerinde..Herkesin hayatı bir romandır bunu biliyorum ve ne yazık ki bu romanların çoğu zaman komedi olmadığını da biliyorum, 5 sene önce de biliyordum, ama birşekilde ben sürekli gülerdim iste eskiden..Olan saçmalıklara, kötü şeylere, ters giden olaylara, aksiliklere, krizlere, çevredeki acımasızlıklara adaletsizliklere rağmen..Belki de hayatı tiye almayı seçip yırtmiştim isten..Ne bileyim, o soruyla, o gün, o kafede benim arkadaşım ister bilerek ister bilmeyerek var olan "iç dengemi" yada "dengesizliğimi" yıktı resmen..Uzun sürmedi ama geri toparlanmam..
Bir başka film daha vardır çok sevdiğim..Türkçeye "Kasımda Aşk Başkadır" diye çevirdikleri 2001 yapımı "Sweet November". Ucuz bir aşk hikayesi olmanın dışında bir özelliği vardı bu filmin benim için. Baş roldeki Charlize Theron içinden enerji fışkıran, spontane, hayatı yaşayan bir kadındı. Aslında düşünülecek olursa yaptığı tek şey ani yaşamaktı, yüzünde sürekli bir gülümseme vardı ve başkalarına yardım etmek için aylarını farklı erkeklere -hayatlarında çeşitli şekilde sorunları olan, mutsuz olan erkeklere- ayırmıştı (bu kısım biraz tartışmaya açık tabii :)) ve enerjisi ve pozitifliğiyle o erkeğin hayatını bir ayda değiştiriyordu, taa ki doğru adam gelene kadar yada o doğru adamı "kasım ayı" için kurban olarak seçip kendi hayatını değiştirene kadar..Sonra anlaşılıyordu o bitmeyen enerjisinin ve sevincinin sebebinin aslında ölmek üzere olması ve bütün enerjisinin aslında hayata tutunmak için olduğu..
Mutluluk ve neşe çok farklı iki şey.. Neşe anlık enerji patlaması mutluluksa istikrarlı daha bir ağırlığı olan duygu.. Seçme şansım olsa her daim neşeli olmayı seçerim sürekli sadece mutlu olmaktansa.. Çünkü gene mutluluk etrafla paylaşılması zorken, neşe bir kere içinizdeyken istemsiz üstünüzden tasar, çevrenize yayılır, illaki birilerine bulaşır.. Mutluluk olduğu yerde dururken, neşe katlanarak çoğalir.. Neşe risklıdır ama. Geldiği gibi ansızın gidedebilir bir anda. Tutarlı ve istikrarlı değildir, hassastır, dikkat edilmezse çabuk dağılır. Duygu borsasına pozitif enerji yatırımı diyebiliriz bir bakıma neşeli olmak için..
O gün arkadaşım o kafede bana sevincimin kaynağını sorunca cevap verememiştim. Düşünmemiştim hic, tıpkı o kırkayak gibi belirli bir komuta bağlı kalmadan içimden geldiği gibi yaşıyordum, "dür bakayım bu neşe de nerden geliyor?" demiyordum. Onunla konuşunca içten gelen yeteneğimden kısa süreliğine mahrum ölmüştüm, sanki ayaklarım birbirine dolaşmıştı kırkayağınkiler gibi.. Ama sanki şimdi bir fikrim var..Evet 5 sene geçti üstünden o sorunun, ama sanki şimdi bir fikrim var..
Benim o gün sahip olduğum şey mutluluk değildi, neşeydi..Ben mutluluğu içimde aramamıştım hiç çünkü bulamayacağımdan çok emindim, kim kaybetmişde ben bulayım# ötesinde ben mutluluk arayışına girmemiştim. Ben başkalarına odaklanmayı, günlük hayatta insanlarla uğraşmayı, kendimi başkalarının yanında mümkünse kendimden soyutlamayı seçmiştim..Çoğunluk tersini yapar oysa, kendine döner, kendi ihtiyacı ve hayallerine gömülür, dışarıyı unutur ve içleri yavaşça daralır, gittikçe neşe pınarları kurur..Ve çoğu gene bizim çok meşhur istikrarlı mutluluğu arar..
Benim dışımdan tasan neşe ben değildim, o neşenin kaynağı ben değildim; çevremdeki insanlardı, onların enerjisiydi..Benim kendimin bile bilmediği sırrım başkalarının hayatına sarılmaktı hayatın tadini sonuna kadar çıkartmak için..
Mutlu olmak bir mucizedir, hayatın akışına terstir, kurallara aykırıdir, hepsi doğru! Öyleyseniz çok şanslışınız demektir, o da doğru.. Ama mutlak mutluluk olmasa da bilmemiz gerekir ki neşeyi elde edilmek mutluluğu kovalamaktan çok daha basit..hemen elimizin altında, burnumuzun tam da dibinde..Biz hayata tutunmak için önce başkalarının hayatlarına kucak açalım, bize o da yeter, hatta bizden tasar başkalarına bile yeter..
|